Terapistim “Felsefe Atölyesine Katılma, Zihnin Karışır” Dedi
Terapi, düşünsel özgürlük, entelektüelleştirme ve terapistin otoritesi üzerine: başka fikirlerle karşılaşmak terapiyi gerçekten bozabilir mi?
Bir arkadaşım bana şu soruyu sordu: “Kısa bir felsefe atölyesine kayıt olacaktım. Terapistim ‘Bence katılma, aklın karışır; bizim çalışmamıza da engel olabilir’ dedi. Sence bu doğru mu?” Bu cümle yalnızca bir atölyeye gidilip gidilmemesini değil; terapistin danışanın hayatındaki konumunu, düşünsel özgürlüğü, terapi dışındaki bilgi kaynaklarını ve psikoterapinin zihni hangi yönde değiştirmeye çalıştığını tartışmaya açıyor.
Bir yetişkinin yalnızca “zihnin karışır” gerekçesiyle felsefe eğitimi, kitap, seminer veya düşünsel etkinlikten uzak tutulmasının genel geçer bir psikoterapi ilkesi olduğunu söyleyemeyiz. Böyle bir öneri varsa asıl soru, felsefenin kendisinden çok terapistin neden bunu klinik olarak sakıncalı gördüğüdür.
Zihnin karışması her zaman bozulma değildir
Yeni bir düşünceyle karşılaşmak mevcut zihinsel düzeni bozabilir. Daha önce doğru kabul edilen bir görüş sorgulanabilir; aynı anda iki çelişkili fikir taşınabilir. Psikolojik olgunluğu zihnin hiç karışmaması olarak tanımlamak oldukça kapalı bir ideal yaratır. Analitik düşünce zaten ruhsal yaşamı çelişkisiz bir sistem olarak görmez; çatışma, ambivalans ve belirsizlik onun doğal parçalarıdır.
Bu nedenle “başka fikirlerle karşılaşırsan zihnin karışır” cümlesi tek başına klinik bir gerekçe değildir. Bazen karışıklık, düşüncenin bozulduğunu değil, eski açıklamanın artık tek başına yetmediğini gösterir.
Sorun felsefe değil, düşünmenin işlevi olabilir
Psikodinamik açıdan daha ilginç olasılık, kişinin düşünceyi nasıl kullandığıdır. Felsefeye gerçek bir merakla yönelmek ile zorlayıcı duygulardan uzaklaşmak için her şeyi teorik tartışmaya çevirmek aynı şey değildir. Psikanalitik literatürde entelektüelleştirme, duygusal malzemenin soyut ve kavramsal bir düzleme taşınarak duygusal temasın azaltılması biçiminde ele alınabilir.
Fakat entelektüel olmak ile entelektüelleştirmek aynı değildir. Çok okumak, soyut düşünmek veya felsefeyle ilgilenmek tek başına savunma değildir. Savunmayı anlamak için davranıştan çok onun ruhsal işlevine bakmak gerekir.
Eğer terapist danışanın her duygusal meselede teorik alana kaçtığını gözlemliyorsa bunu konuşabilir. “Son zamanlarda zorlandığımız konuların hızla kavramsal tartışmaya dönüştüğünü fark ediyorum; bu atölyenin de duyguyla teması azaltıp azaltmayacağını birlikte izleyelim” cümlesi klinik bir hipotez sunar. “Gitme, zihnin karışır” ise açıklamayı kapatır.
Çok düşünmek ile ruminasyon aynı şey değildir
Depresyon ve kaygı literatüründe ruminasyonun, aynı olumsuz mesele üzerinde tekrarlayıcı ve çözümsüz düşünmenin psikolojik sıkıntıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Edward Watkins’in çalışmaları özellikle soyut-genel ruminasyon ile daha somut ve deneyime yakın düşünme arasında ayrım yapar. Fakat “hayatın anlamı nedir?” diye düşünmek, Nietzsche okumak veya varoluşçuluk üzerine konuşmak otomatik olarak ruminasyon değildir.
Belirli bir kişi zaten yoğun obsesif veya depresif ruminasyon içindeyse terapist onun düşünme biçiminin sıkıntıyı nasıl etkilediğini konuşabilir. Buradaki klinik nesne felsefe değil, düşünmenin işlevidir.
Terapi dışındaki fikirler terapiyi neden tehdit etsin?
Psikoterapinin başka düşüncelerle karşılaşıldığında bozulacak kadar kapalı bir bilgi sistemi olması beklenmez. Peter Fonagy ve çalışma arkadaşlarının epistemik güven kavramı, psikoterapinin kişinin sosyal dünyadan yeniden öğrenebilme kapasitesini destekleyebileceğini ileri sürer. Bu perspektiften başarılı terapi, danışanın yalnızca terapistin söylediklerine güvenmesi değildir; farklı kaynaklardan gelen bilgiyi kendi zihninden geçirerek değerlendirebilmesidir.
Kitaplar, arkadaşlar, akademik bilgi, sanat ve yeni ilişkiler insanın öğrenme çevresinin parçalarıdır. Terapistin bu çevrenin tek otoritesi haline gelmesi, klinik olarak da etik olarak da sorunlu olabilir.
Terapinin kendi açıklama sistemini koruma arzusu
Her terapi ekolü insanı anlamak için bir dil sunar. Psikanaliz aktarım, savunma ve çatışmaya; bilişsel terapi düşünce ve davranış süreçlerine; varoluşçu terapi özgürlük, sorumluluk ve anlam meselelerine başka ağırlıklar verir. Bu modeller faydalıdır. Sorun, terapistin kendi modelini gerçeğin kendisi sanmaya başladığında ortaya çıkar.
Danışan terapi dışında yeni bir düşünsel çerçeveyle tanışıp terapistin yorumuna itiraz edebilir. Bu terapinin başarısızlığı olmak zorunda değildir. Danışanın terapistin yorumunu ezberleyen kişi olmaktan çıkıp onunla tartışabilmesi bazen olgunlaşmanın bir parçasıdır.
Ne zaman daha temkinli olmak anlaşılırdır?
Bazı klinik tablolar düşünsel uyaranlarla ilgili daha dikkatli planlama gerektirebilir. Akut mani, aktif psikotik belirtiler, ağır dissosiyatif destabilizasyon veya felsefi soruların obsesif güvence aramaya dönüştüğü durumlarda terapist belirli bir etkinliğin zamanlamasını tartışabilir. Fakat gerekçe kişiye özgü ve açıklanabilir olmalıdır.
“Şu anda günlerdir uyumuyor ve aynı anda çok sayıda yeni projeye başlıyorsunuz; yeni bir programa başlamayı ertelemeyi düşünüyorum” başka bir klinik cümledir. “Felsefe zihni karıştırır” bambaşka bir iddiadır.
Danışan terapistine karşı çıkabilir mi?
Sağlıklı bir terapi ilişkisi danışanın “Sizin görüşünüzü anlıyorum ama yine de bunu yapmak istiyorum” diyebilmesine dayanabilmelidir. Terapistin bu karşı çıkışa verdiği tepki, atölyenin kendisinden daha fazla bilgi verebilir. Danışanın terapistiyle aynı fikirde olması terapinin şartı değildir.
Felsefe ile psikoterapi aynı şey değildir. Felsefe ruhsal bozukluk tedavisi değildir; psikoterapi de sistematik felsefe eğitimi değildir. Fakat ikisi insanın kendi yaşamını nasıl inceleyebileceği sorusunda sık sık karşılaşır. Bir felsefe metni terapiyi bozmak yerine terapiye malzeme de taşıyabilir.
Kaynaklar
Bu yazı; psikoterapide özerklik ve bilgilendirilmiş onam ilkeleri, entelektüelleştirme üzerine psikanalitik literatür, Edward Watkins’in ruminasyon araştırmaları, Peter Fonagy’nin epistemik güven çalışmaları ve danışan tercihleri üzerine psikoterapi meta-analizlerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.
Özet
Terapi düşüncenin etrafına duvar örmemeli. Klinik bir gerekçe varsa açıkça konuşulabilir; fakat danışanın farklı fikirlerle karşılaşması ve terapistine itiraz edebilmesi sağlıklı bir psikoterapinin taşıyabileceği şeylerdir.
Bu yazı klinik değerlendirmenin yerine geçmez. Yoğun zorlanma sürdüğünde ilk görüşme için iletişime geçmek önerilir; akut kriz durumlarında 112 ya da yakın bir sağlık kuruluşuna başvurmak uygundur.
