Hayat Nasıl Yaşanmalı?
Aristoteles’ten Epikuros’a, Stoacılardan Kierkegaard, Nietzsche, Beauvoir ve Camus’ye: iyi hayat üzerine iki bin yıllık tartışmanın bugüne kalanları.
“Hayatımı nasıl yaşamalıyım?” sorusu gündelik kararların arkasında sürekli yeniden belirir. Haz mı daha önemli, anlam mı? Güvenli bir hayat mı, yoğun yaşanmış bir hayat mı? Başarı ne kadar önemli? İnsan ne zaman yetinmeli? Bazı acılar iyi bir hayatın kaçınılmaz bedeli olabilir mi?
Felsefe tarihinin büyük bir bölümü bu sorunun çevresinde dönmüştür. İlginç olan, iki bin yılı aşkın süre boyunca ciddi biçimde düşünen insanların aynı cevaba ulaşmamış olmasıdır. Bugünkü psikoloji de iyi oluş, özerklik, ilişki ve anlam üzerine araştırmalarla tartışmaya başka bir düzeyden katılıyor. Hiçbirinden kusursuz bir reçete çıkmıyor; fakat bazı temalar tekrar tekrar karşımıza geliyor.
Aristoteles: İyi hayat, iyi hissetmekten daha uzun bir şeydir
Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik’te kullandığı eudaimonia kelimesi çoğu zaman mutluluk diye çevrilir; ancak daha çok iyi yaşamak, gelişmek ve insan olarak iyi işlemek anlamına gelir. Bu nedenle iyi hayatı anlık hazların toplamıyla ölçmez. Cesaret, adalet, ölçülülük, dostluk ve pratik bilgelik gibi kapasitelerin bir hayat boyunca geliştirilmesini önemser.
Burada önemli bir ayrım vardır: İnsan iyi yaşarken her zaman iyi hissetmeyebilir. Bir çocuğa bakım vermek yorucu olabilir; doğru olduğuna inanılan bir şeyi savunmak yalnız bırakabilir; uzun süreli öğrenme sıkıcı dönemlerden geçebilir. Aristoteles iyi yaşamı duygudurumdan çok yaşamın örgütlenmesi üzerinden düşünür.
Epikuros: Arzunun eğitimi
Epikuros’un hazcılığı modern tüketim kültürünün ona yüklediği lüks ve aşırılık fikrinden oldukça uzaktır. Onun için temel mesele hangi hazların gerçekten yaşamı daha iyi hale getirdiğini ayırt etmektir. Basit hazlar, dostluk, gereksiz korkuların azalması ve zihinsel dinginlik önemlidir.
Epikuros’un bugüne bıraktığı güçlü soru şudur: İstediğimiz şeylerin ne kadarı gerçek ihtiyaçlarımızdan, ne kadarı karşılaştırmadan ve statü arzusundan doğuyor? İyi hayat belki yalnızca daha fazla elde etmekle değil, neyi istemeye değer bulduğumuzu eğitmekle de ilgilidir.
Stoacılar: Kontrol edilebilir olanın sınırı
Epiktetos bazı şeylerin yargılarımız ve eylemlerimiz alanında olduğunu, bazılarının ise olmadığını ayırır. Başkalarının bizi sevmesi, yaşlanmamak, kayıp yaşamamak veya ekonominin nasıl seyredeceği bütünüyle bizim kontrolümüzde değildir. Stoacılık duygusuzluk öğretisi değildir; daha çok yaşamın dış koşullarını mutlak kontrol altına alma fantezisini sınırlamaya çalışır.
Bu yaklaşım iyi hayatın zor koşullarından birini gösterir: Hayatı ancak dünyanın bizim istediğimiz biçimde davranması şartıyla sevebiliyorsak çok kırılgan bir anlaşma yapmış oluruz.
Kierkegaard: Sonsuza kadar düşünmek yaşamayı erteleyebilir
Kierkegaard’ın düşüncesinde seçim, benliğin kuruluşuyla yakından ilişkilidir. İnsan bütün ihtimalleri sonsuza kadar açık tutarak kusursuz karar veremez. Bir noktada seçim yapmak, başka olasılıklardan vazgeçmek ve seçilen şeyin içinde yaşamaya başlamak gerekir.
Modern yaşamın sınırsız seçenek ideali burada tersine döner. Özgürlük yalnızca seçeneklerin çoğalması değil, bazı seçeneklere bağlanabilme kapasitesidir. Her kapıyı açık tutmak bazen hiçbir hayatın içine girememek anlamına gelebilir.
Nietzsche: Acısız bir hayat mı, onaylanabilir bir hayat mı?
Nietzsche yaşamın değerini acının mümkün olduğunca azaltılmasıyla ölçmez. Onun amor fati ve hayatı olumlama düşüncesi, başımıza gelen her şeye razı olmayı değil; yaşamı yalnızca hoş taraflarını seçmeden üstlenebilmeyi tartışır.
Bu, acıyı yüceltmek değildir. Travma insanı otomatik olarak geliştirmez. Fakat sevdiğimiz şeyler olduğu sürece kayıp ihtimali de vardır; bir şeye gerçekten değer veriyorsak başarısızlık acı verebilir. Hiç incinmemek üzerine kurulmuş bir hayat, yeterince bağlanmamanın bedelini taşıyabilir.
Sartre ve Beauvoir: Hazır anlam yoksa sorumluluk büyür
Varoluşçuluk, insanın önceden belirlenmiş bir özle dünyaya gelmediği fikrini radikalleştirir. Sartre’da seçimlerimiz kendimizi kurmanın parçasıdır. Beauvoir bu özgürlüğü başkalarının özgürlüğünden bağımsız düşünmez. İyi yaşam “istediğimi yaparım” biçiminde sınırsız bireycilik değildir; kendi özgürlüğümüzün başkalarının hayatındaki etkisini de hesaba katmayı gerektirir.
Bu, popüler “kendin ol” söylemine önemli bir düzeltme getirir. Kendilik etik ve ilişkisel bir boşlukta kurulmaz.
Camus: Nihai anlam olmadan yaşamak
Camus’nün absürd kavramı, insanın anlam arayışı ile dünyanın bu arayışa nihai bir cevap vermemesi arasındaki gerilimi anlatır. Bundan yaşamın değersiz olduğu sonucunu çıkarmaz. Yaşamın kozmik bir amacı olmaması, yakınlıkların, üretimin, bir dostluğun veya sınırlı bir anın bizim için değersiz olduğu anlamına gelmez.
Sonluluk, değeri ortadan kaldırmaktan çok bazen onun koşuluna dönüşür.
Psikoloji ne ekliyor?
Çağdaş psikoloji “nasıl yaşamalıyız?” sorusuna ahlaki bir cevap veremez; ancak insanların hangi koşullarda daha iyi işlediğine ilişkin veri sunabilir. Ryan ve Deci’nin Öz-Belirleme Kuramı özerklik, yeterlik ve ilişkilenmeyi temel psikolojik ihtiyaçlar olarak ele alır. Bu ihtiyaçların karşılanması daha güçlü içsel motivasyon ve iyi oluşla ilişkilidir.
Uzun dönemli Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırması da yakın ve destekleyici ilişkilerin yaşam doyumu ve sağlıkla güçlü biçimde bağlantılı olduğunu tekrar tekrar göstermiştir. İyi hayatın yalnızca bireysel başarı üzerinden tarif edilmesinde bu nedenle ciddi bir eksik vardır.
Analitik soru: Kimin hayatını yaşamaya çalışıyorum?
Psikanalitik düşünce iyi hayat için tek bir ahlaki reçete vermez; fakat arzunun ne kadarının gerçekten bize ait olduğunu sorgular. Aile, kültür ve toplumsal beklentiler bize başarı, evlilik, annelik, para, fedakârlık veya güç konusunda hazır idealler sunar. İnsan bazen çok istediğini sandığı şeyin aslında başkasının idealine ait olduğunu yıllar sonra fark edebilir.
Analitik açıdan özgürlük hiçbir etkiden bağımsız olmak değildir. Daha gerçekçi özgürlük, bizi oluşturan sesleri biraz daha ayırt edebilmek ve hangi hedeflerin gerçekten bizim için anlam taşıdığını görebilmektir.
Sonuç
İyi hayat yalnızca haz, başarı veya huzur değildir. Bir şeylere bağlanmayı, bazı seçeneklerden vazgeçmeyi, başka insanların özgürlüğünü hesaba katmayı, belirsizliğe rağmen karar vermeyi ve kontrol edemediğimiz gerçeklikle ilişki kurmayı gerektirir.
Belki en kullanışlı soru “Nasıl bir hayat istiyorum?”dan biraz daha somuttur: Günlerimi şu anda yaşadığım biçimde yaşamaya devam edersem ortaya nasıl bir hayat çıkacak?
Kaynaklar
Aristoteles, Nikomakhos’a Etik; Epikuros’un mektupları ve temel öğretileri; Epiktetos, El Kitabı ve Söylevler; Kierkegaard’ın seçim ve benlik üzerine eserleri; Nietzsche’nin Şen Bilim ve sonraki yapıtları; Simone de Beauvoir, Belirsizlik Ahlakı; Albert Camus, Sisifos Söyleni; Ryan ve Deci’nin Öz-Belirleme Kuramı çalışmaları; Harvard Study of Adult Development.
Özet
İyi hayat için tek bir reçete yok. Fakat felsefe ve psikoloji tekrar tekrar özerklik, bağlanma, seçim, sınırlılık, sorumluluk ve hangi arzuların gerçekten bize ait olduğu sorularına dönüyor.
Bu yazı klinik değerlendirmenin yerine geçmez. Yoğun zorlanma sürdüğünde ilk görüşme için iletişime geçmek önerilir; akut kriz durumlarında 112 ya da yakın bir sağlık kuruluşuna başvurmak uygundur.
