Yurt Dışında Yaşamak: İki Ev Arası Bir Aidiyet
Yurt dışında yaşarken iki yerde de tam evde hissetmemek sık yaşanır. Göçü yüceltmeden ya da dramlaştırmadan aidiyet, uzaktan yas ve anadil üzerine.
Yurt dışında yaşamanın duygusal yükü, çoğu zaman tek bir kayıptan değil, iki yere aynı anda yarım ait olmaktan gelir. Köln'de işe giderken ailenin bayram sofrasının fotoğraflarına bakmak, Rotterdam'da bir doğum günü kutlarken memlekette bir yakının hastanede olduğunu bilmek ya da Zürih'te kurulan düzenli bir hayatın ortasında kulaklıkta çalan Türkçe bir şarkıyla bir anda başka bir sokağa, başka bir yıla gitmek; bunlar dramatik değil, gündelik sahnelerdir. Yine de birikerek yorarlar.
Göç ve aidiyet konuşulurken iki uç sık görülür. Göç ya büyük bir başarı hikâyesine çevrilir ya da özlem ve kayıp üzerinden bir hüzün anlatısına bağlanır. Yaşananlar ise çoğunlukla ikisinin arasında bir yerde durur. Kurduğunuz hayattan memnun olmak ile gurbette yalnızlık hissetmek aynı hafta, hatta aynı gün yaşanabilir. Göçün ilk yılındaki duygular ile onuncu yılındakiler de birbirine benzemez; heyecan, yorgunluk, alışma ve yeniden sorgulama dönem dönem gelip gidebilir. Aidiyeti tek bir yeri seçme meselesi olarak değil, iki yerle kurulan ilişkilerin zamanla nasıl değiştiğine bakarak düşünmek daha gerçekçi bir çerçeve sunar.
Geride bırakılanlarla ilişki nasıl değişir?
Giden kişinin zihninde memleket çoğu zaman ayrıldığı yıldaki hâliyle kalır: aynı mahalle, aynı arkadaş masası, aynı sofra düzeni. Oysa geride kalan hayat da akmaya devam eder. Arkadaşlar yeni çevreler kurar, aile içindeki roller değişir, kardeşlerin çocukları siz yokken büyür. Bayramda aradığınızda arkadan gelen kalabalık sesler, sizin yokluğunuzda da sofranın kurulduğunu hatırlatır; bu hem rahatlatır hem de içte küçük bir sızı bırakır. Telefon görüşmeleri bir süre sonra karşılıklı rapor vermeye benzeyebilir: 'Ne var ne yok, biz iyiyiz, siz nasılsınız.' Asıl paylaşmak istediğiniz şey, iş yerinde yaşadığınız küçük bir kırgınlık ya da yeni şehirde sevmeye başladığınız bir sokak, o kısa konuşmalara sığmaz. Bu mesafe sevginin azaldığını göstermez; ilişkinin biçim değiştirdiğini gösterir. Arkadaşlıklar için de benzeri geçerlidir; uzaktan sürdürülen dostluklar, yılda bir yapılan uzun buluşmalardan çok kısa ama düzenli temaslarla daha kolay yaşar.
Mekânlar da yerinde durmaz. Her ziyarette okulunuzun yanındaki fırının kapandığını, çocukluk sokağınızın yeni binalarla dolduğunu görürsünüz; bunlar küçük ama gerçek kayıplardır. Danışmanlık deneyiminde sık karşılaşılan bir cümle bunu iyi anlatır: 'Gittiğimde bildiğim yerleri arıyorum, bulamayınca kendimi turist gibi hissediyorum.' Bazı kişiler bu değişime karşı memleketi olduğu gibi korumaya çalışır; ailenin evindeki odalarının hiç değişmemesini ister, her ziyarette aynı yerlere gider. Anlaşılır bir çabadır ama memleketi bir müzeye çevirme riski taşır. İşe yarayan, geride bıraktıklarınızla bağı korurken onları değişmeleri için serbest bırakmaktır. Ailenizin bugünkü hâliyle, arkadaşlarınızın yeni hayatıyla temas kurmak, anılardaki memleket ile bugünkü memleket arasındaki farkın yasını tutmaya da alan açar. Bu yas bağın koptuğu anlamına gelmez; bağın güncellenmesine eşlik eder.
Neden iki yerde de tam evde hissetmeyebilirsiniz?
Türkiye'ye yapılan ziyaretlerin ilk günleri çoğu zaman sevinçle geçer: havalimanında karşılanmak, özlenen yemekler, sokakta duyulan Türkçe. Birkaç gün sonra ise ince bir yabancılık belirebilir. Ailenin evinde misafir gibi ağırlanmak, odanızın çoktan başka bir işe ayrıldığını görmek, gündemi geriden takip etmek ya da 'Sen artık oralı oldun' gibi yarı şaka cümleler duymak bu hissi büyütür. Mahallede art arda gelen 'Ne zaman geldin, ne zaman gidiyorsun?' sorusu bile orada geçici olduğunuzu hatırlatabilir. Yaşadığınız ülkede de benzeri vardır: Konuşurken fark edilen aksan, adınızın sürekli yanlış telaffuz edilmesi, resmî formlarda işaretlenen 'yabancı' kutucuğu. Böylece eve dönüş duygusu iki yönde de eksik kalabilir. Bu his kimi zaman en net biçimde tatilin son akşamı, bavul hazırlanırken belirir: Hangi yöne gittiğinizi bilirsiniz ama 'gidiyorum' mu, 'dönüyorum' mu diyeceğinizi bilemezsiniz. Bir yerden ayrılırken buruk, ötekine varınca rahatlamış hissetmek ve birkaç gün sonra tersini yaşamak sık rastlanan bir salınımdır.
Bu salınım kimlik sorusuna da dokunur. Bazı kişiler yurt dışında Türkiye'de olduklarından daha 'Türk' hissettiklerini, Türkiye'ye geldiklerinde ise yaşadıkları ülkenin alışkanlıklarını savunur hâle geldiklerini anlatır. Bu bir tutarsızlık değil, iki kültürün de içinizde yer bulmasıdır. Bir dilde şaka yapıp öbüründe dertleşmek, bir ülkenin bayramını öbürünün tatil takvimine sığdırmak olağan hâle gelir; iki taraf da sizindir. Çocuklarınız varsa soru bir kuşak öteye taşınır; onların ev dediği yer sizinkinden farklı olabilir ve bunu görmek hem şaşırtır hem de bazen yalnızlaştırır. Aidiyeti 'ya burası ya orası' sorusu yerine 'Hangi ilişkilerde, hangi alışkanlıklarda kendimi evde hissediyorum?' sorusuyla düşünmek, iki yerin parçalarını birlikte taşıyan bir kimliğe yer açar.
Uzaktan yaşanan kayıplar ve kutlamalar
Gurbetin en zor anlarından biri, önemli bir haberi uzaktan almaktır. Bir yakının vefatı sabahın erken saatinde gelen bir telefonla ya da bir toplantının ortasında düşen bir mesajla öğrenilir. Ardından bilet bakmak, izin almak, yetişip yetişemeyeceğini hesaplamak gelir; bazen cenaze bir video görüşmesinden izlenir. Türkiye'de bir kaybın ardından eve gelen komşular, kurulan sofralar ve taziye ziyaretleri yası birlikte taşımaya yardım eder. Yurt dışında ise ertesi gün işe gidip olanı kimseye anlatmamak mümkündür; siz bir kaybın ilk günlerini yaşarken çevrenizde hayat olağan akışında sürer. 'Burada kimse bilmiyor ki' cümlesi, yasın gurbette ne kadar sessiz kalabildiğini anlatır. Son bir kez görememek de uzun süre 'keşke' cümleleriyle dolaşabilir; bu cümleler yasın parçasıdır ve konuşulmayı hak eder.
Kutlamalar da benzer bir mesafeyle yaşanır. Bir düğünü telefon ekranından izlemek, bayram sabahı orada aile toplanırken burada sıradan bir iş gününe başlamak, yeğeninizin ilk adımlarını bir videodan görmek, sevincin yanında geride kalmışlık hissi de getirebilir. Bu anlar için küçük, kişisel ritüeller işe yarayabilir. Cenaze saatinde bir kardeşle telefonda birlikte susmak ya da anılar anlatmak, kaybedilen kişinin sevdiği yemeği pişirmek, bayram sabahı yaşadığınız şehirde birkaç arkadaşla kahvaltı etmek bunlardan bazılarıdır. Ritüelin büyük olması gerekmez; olayın sizin hayatınızda da bir yeri olduğunu kabul etmesi yeter. Yakın çevrenize bu günlerin sizin için ne anlama geldiğini kısaca anlatmak da yasın ve sevincin yalnız yaşanmamasına yardım eder. Böylece uzaktaki olay bedene ve güne yerleşir, yalnızca ekranda yaşanmış olarak kalmaz.
Pratik notlar
- Aileyle yapılan görüşmeleri yalnızca haber alıp vermeye ayırmak yerine, arada birlikte yemek pişirmek ya da aynı diziyi izleyip konuşmak gibi ortak bir uğraşa çevirmek denenebilir.
- Yaşadığınız şehirde her hafta uğradığınız sabit bir nokta edinmek, örneğin aynı kurs, aynı pazar ya da aynı yürüyüş grubu, aidiyetin gündelik dokusunu örmeye yardımcı olabilir.
- Uzaktan yaşanan bir kayıp ya da kutlama için o güne küçük bir kişisel ritüel eklemek, olayı ekranın dışına taşıyabilir.
- Türkiye ziyaretlerinden önce ve sonra birkaç günlük bir geçiş payı bırakmak, varıştaki yabancılık ve ayrılıştaki burukluk için yer açabilir.
- Hangi duyguyu Türkçe, hangisini yaşadığınız ülkenin dilinde daha rahat söylediğinizi fark etmek, kendinizle ilgili değerli bir bilgi verebilir.
Türkçe online görüşme ne zaman iyi gelebilir?
Duygular, ilk öğrenildikleri dilin izini taşır. Çocukken düşüp ağladığınızda duyduğunuz 'geçti, geçti', bir hata yaptığınızda söylenen 'ayıp', annenizin size seslenirken kullandığı o tek sözcük Türkçe yaşandığı için Türkçe söylendiğinde daha çabuk canlanır. Yaşadığınız ülkenin dilinde aynı şeyi anlatmak mümkündür ama bazen o yankı eksik kalır. Bazı konularda ise tersi olur ve ikinci dil, utandıran bir şeyi biraz mesafeden anlatma imkânı verir. Kimi kişiler iş hayatındaki zorlukları o ülkenin dilinde, aileyle ilgili duyguları Türkçe anlatmayı daha kolay bulur; seans içinde iki dil arasında gidip gelmek konuşmanın doğal bir parçası olabilir.
Pratik çerçeve de sanıldığından sadedir. Almanya, Türkiye saatinin kışın iki, yazın bir saat gerisindedir; Türkiye saatiyle akşam yapılan bir görüşme Almanya'da ve Avrupa'nın birçok yerinde mesai sonrasına denk gelir. Saat farkının daha büyük olduğu ülkelerde de iki tarafın gününe makul düşen bir aralık aranır. Görüşme günü ve saati ilk görüşmede netleşir, yaz saati geçişlerinde saatin kayması önceden konuşulur. Türkiye'ye geldiğiniz dönemlerde görüşmeler Antalya'da yüz yüze de sürebilir.
Aidiyet sorusu uykunuzu, ilişkilerinizi ya da işteki odağınızı uzun süredir etkiliyorsa, uzaktan yaşanan bir yas taşınamaz hâle geldiyse ya da 'dönsem mi, kalsam mı' sorusu aylardır aynı yerde dönüyorsa destek almayı düşünmek için yeterli bir neden vardır. Bu sorulara tek bir doğru cevap aramak yerine, sizin hayatınızda neyin anlam taşıdığını birlikte görmek hedeflenir. Akut bir risk durumunda ise online görüşme uygun bir çerçeve değildir; bulunduğunuz ülkedeki acil yardım hattına ya da en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak önceliklidir.
Özet
İki ev arasında yaşamak bir eksiklik ya da başarı ölçüsü değil, zamanla biçim değiştiren bir aidiyet deneyimidir. Geride kalanlarla bağı güncellemek, uzaktaki olaylara küçük ritüellerle eşlik etmek ve duyguları ilk öğrenildikleri dilde söyleyebilmek bu deneyimi hafifletebilir. Almanya'dan ya da Avrupa'nın başka bir yerinden Klinik Psikolog Nesibe Dinç ile Türkçe online görüşebilir, Türkiye'ye geldiğinizde Antalya'da yüz yüze devam edebilirsiniz; saat farkı ve görüşme düzeni ilk görüşmede birlikte planlanır.
Bu yazı klinik değerlendirmenin yerine geçmez. Yoğun zorlanma sürdüğünde ilk görüşme için iletişime geçmek önerilir; akut kriz durumlarında 112 ya da yakın bir sağlık kuruluşuna başvurmak uygundur.
Sıkça Sorulan Sorular
- Yurt dışında yaşamak neden duygusal olarak zorlayıcı olabilir?
- Çünkü göç, kurulan yeni hayatla birlikte geride bırakılan ilişkilerin, mekânların ve alışkanlıkların da yeniden düzenlenmesini ister. İki yerde de tam evde hissetmemek, uzaktan yaşanan kayıplar ve gündelik yalnızlık bu düzenlemenin olağan parçalarıdır. Bu zorlanma göç kararının yanlış olduğu anlamına gelmez; zamanla ve konuşuldukça biçim değiştirebilir.
- Gurbette yalnızlık hissi geçer mi?
- Yalnızlık hissi genellikle zamanla biçim değiştirir; bunun için yeni bağlar ve biraz sabır gerekir. Yaşadığınız şehirde düzenli gittiğiniz bir yer, birkaç yakın ilişki ve geride kalanlarla güncel bir temas yalnızlığı hafifletebilir. Yalnızlık uzun süredir değişmiyorsa, uykuyu ya da gündelik işlevselliği etkiliyorsa bunu bir uzmanla konuşmak yardımcı olabilir.
- Yurt dışında yaşarken Türkçe psikologla online görüşmek mümkün mü?
- Evet, şifreli bir video görüşme platformu üzerinden Türkçe online görüşme yapılabilir. Görüşme saati Türkiye saatine göre belirlenir ve bulunduğunuz ülkenin saat farkına göre birlikte planlanır; Almanya ve birçok Avrupa ülkesinde akşam görüşmeleri mesai sonrasına denk gelir. Türkiye'ye geldiğiniz dönemlerde Antalya'da yüz yüze devam etmek de mümkündür.