Online Seansta Beden Farkındalığı
Ekran yüzünüzü gösterir, bedeninizin çoğunu göstermez. Online seansta nefesi, omuzları ve ayakları fark etmek neden önemlidir, nereden başlanabilir?
Online seansta beden farkındalığı, ekranın göstermediği bedensel işaretleri danışan ile terapistin birlikte fark etmesi ve söze dökmesidir. Kamera çoğunlukla yüzü ve omuzların bir kısmını alır; masanın altında sallanan bacak, birbirini ovuşturan eller ya da bir cümlenin ortasında tutulan nefes kadrajın dışında kalır. Oysa bir duygunun ilk haberi sıklıkla bu küçük hareketlerden gelir, kelimeler onu biraz geriden izler. Yüz yüze görüşmede bu işaretler odada kendiliğinden dolaşır; ekranda ise söze dökülmedikçe gözden kaçabilir.
Bu, bedenin seansın dışında kaldığı anlamına gelmez; online terapide beden yalnızca daha az görünür olur. Görüşmelerde sık duyulan 'Ekrandan konuşunca sanki sadece kafam oradaymış gibi oluyor' cümlesi bu boşluğu iyi anlatır. Bu his formatın doğal bir sonucudur ve üzerinde çalışılabilir. Bedeni seansa geri katmak için karmaşık teknikler gerekmez. Nefese, omuzlara, karına ve ayakların yere temasına ara ara dönmek, kamera ile oturma düzenini biraz değiştirmek ve terapistin bedene dair sorularına acele etmeden cevap aramak çoğu zaman yeterli bir başlangıçtır.
Ekran bedenin hangi işaretlerini eksiltir?
Aynı odada oturan iki kişi, farkında olmadan birbirinin bedenini de okur. Terapist, danışanın belli bir konuya gelince sandalyede geriye kaydığını, ayak bileklerini birbirine kenetlediğini ya da ellerini kucağında sıktığını görebilir. Örneğin babasından söz eden birinin sesi sakin kalırken ayakları sandalyenin altına çekilmiş olabilir; aynı odada bu küçük geri çekilme fark edilir, ekranda ise çoğu zaman görünmez. Bu okuma büyük ölçüde sözsüzdür ve konuşmanın yönünü sessizce etkiler: Terapist bir yerde yavaşlar, bir soruyu yumuşatır ya da bir süre susmayı seçer. Göz teması da değişir. Siz terapistin yüzüne baktığınızda kameraya bakmamış olursunuz, o da sizi hafifçe aşağı bakıyormuş gibi görür. Küçük bir ayrıntı gibi dursa da bu kayma, 'Beni gerçekten görüyor mu?' sorusunu için için besleyebilir.
Ses tarafında da kayıplar vardır. Yarım saniyelik bir gecikme, iki kişinin aynı anda konuşmaya başlamasına ve ardından ikisinin birden susmasına yol açabilir. Bazı uygulamaların gürültü azaltma ayarı, kısık bir iç çekişi ya da yutkunmayı arka plan sesi sayıp kesebilir. Tam duygulu bir cümlenin ortasında donan görüntü, anlatan kişiye yarıda kesilmiş gibi hissettirir ve o cümle bir daha aynı biçimde kurulmayabilir. Danışan tarafında da benzer bir eksilme yaşanır: Terapistin başını sallaması ya da hafifçe öne eğilmesi gibi küçük onaylar ekranda zor seçilir ve konuşurken yalnız kalmışlık hissi artabilir. Bu yüzden yüz yüze görüşmede kendiliğinden fark edilen pek çok bedensel işaretin online seansta söze dökülmesi gerekir. Bunun beklenmedik bir yararı da vardır: Fark ettiğinizi yüksek sesle söylemek, o işaretle biraz daha uzun kalmayı kolaylaştırır.
'Şu an bedeninizde ne oluyor?' sorusu ne işe yarar?
Online görüşmelerde terapistin bu soruyu yüz yüze görüşmeye göre daha sık sorduğunu fark edebilirsiniz. Sorunun amacı sizi sınamak ya da doğru bir cevap almak değildir. Kamera göremediği için terapist bu bilgiyi doğrudan sizden ister; siz de anlattığınız hikâyeden bir adım geri çekilip o anki deneyiminize dönersiniz. Örneğin bir ayrılığı düz bir sesle, olay olay anlatırken bu soru gelince çenenizin kenetlendiğini ya da midenizde bir düğüm olduğunu fark edebilirsiniz. Anlatı yavaşlar ve henüz kelimesi bulunmamış bir duygu görünmeye başlar. Duyguyu bedende yakalamak onu küçültmez ama bir yere koyar; 'çok kötüyüm' gibi sınırsız bir his, 'boğazımda bir düğüm var' gibi kenarları olan bir deneyim hâline gelir. Sorunun zamanlaması da rastgele değildir; çoğunlukla sesinizin değiştiği, cümlenin yarıda kaldığı ya da konunun aniden başka yere kaydığı anlarda gelir.
İlk zamanlarda en sık verilen cevap 'Bilmiyorum, bir şey yok' olur ve bu da geçerli bir cevaptır. Bedenle uzun süre mesafeli yaşamış biri için iç sinyaller birden netleşmez. Böyle durumlarda soru küçültülür: Ayaklarınız şu an nerede, sandalye sizi nereden taşıyor, nefesiniz göğsünüzde mi karnınızda mı? Zamanla danışan da seansa kendi beden notlarını getirmeye başlayabilir: 'Bunu anlatırken omuzlarım yukarı kalktı' ya da 'Şu an ellerimi sıkıyorum, kamerada görünmüyor ama.' Bu cümleler ekranın kestiği bilgiyi seansa geri getirir. Amaç bedeni sürekli gözetlemek değil, seans boyunca ara ara uğranacak birkaç durak belirlemektir: nefes, omuzlar, karın ve ayakların yere teması. Bu duraklar zamanla seansın dışına da taşınabilir; zor bir telefon konuşmasından önce omuzları yoklamak ya da gergin bir toplantıda ayakları yere basmak gibi.
Kamera ve oturma düzeni bedeni nasıl seansa katar?
Bedenin seansın dışında kalmaması için ilk ayar kameranın mesafesidir. Dizüstü bilgisayarı biraz geriye itmek ya da kamerayı hafifçe yükseltip uzaklaştırmak, kadraja yüzle birlikte omuzları, göğsü ve mümkünse elleri de alır. Ekranın ve kameranın çok aşağıda kalması da sizi farkında olmadan öne eğilmeye ve kapanmaya iter; bu duruş bir süre sonra boyna ve omuzlara yerleşir. Bilgisayarın altına birkaç kitap koymak bile fark yaratabilir. Yüzün iyi aydınlanması da beden bilgisinin bir parçasıdır; gölgede kalan bir yüzde kızaran yanaklar ya da dolan gözler kolayca kaçabilir. Telefonla bağlanıyorsanız telefonu elde tutmak yerine sabit bir yere yerleştirmek işinizi kolaylaştırır; telefonu tutan el seans boyunca yarı yarıya bir işle meşguldür. Bilgisayarı dizlerin üstüne koymak ya da yatakta yarı uzanmış bağlanmak da benzer bir sonuç doğurur: Beden ya ekranı dengelemekle uğraşır ya da kendini fazla gevşek bir yere bırakır ve dikkat dağılır.
Oturma düzeninde aranan şey kusursuz bir duruş değil, desteklenmiş bir duruştur. Ayakların yere tam bastığı, sırtın yaslanabildiği, kolların rahatça hareket edebildiği bir sandalye beden üzerine konuşmayı kolaylaştırır. Kulaklık kablosunun gerildiği, her kıpırdanışta sesin gittiği bir düzen ise bedeni kaskatı oturmaya zorlar. Yanınızda bir bardak su, üşüyorsanız bir hırka bulunması da işe yarar; seansın ortasında kalkıp bunları aramak zorunda kalmazsınız. Seans boyunca oturuşunuzu değiştirmek ya da bir yastığa sarılmak serbesttir; bunlar dikkatsizlik değil, bedenin kendini düzenleme biçimleridir. Duygusal bir anda elini göğsüne ya da karnına koymak, başını çevirip odadaki bir nesneye bakmak bazı kişileri toparlar. Bu hareketlerin kamerada görünmesi gerekmez; terapistle paylaşıldığında seansın parçası olur.
Pratik notlar
- Seanstan önce iki üç dakika ayakta durup ayak tabanlarınızı yerde hissetmek ve nefesinizi birkaç kez yavaşça vermek, bedeni konuşmaya hazırlayabilir.
- Seans sırasında duygu yükseldiğinde konuşmaya kısa bir ara verip sandalyenin sizi taşıdığı noktaları ve ayaklarınızın yere basışını hissetmek denenebilir.
- Kamerada görünmeyen bir hareketi, örneğin bacağınızı salladığınızı anladığınızda bunu tek cümleyle söylemek, terapistin göremediğini seansa taşıyabilir.
- Her hafta aynı sandalyeden ve benzer bir oturuşla bağlanmak, bedenin o köşeyi zamanla güvenli bir yer olarak benimsemesine yardımcı olabilir.
- Seans bittiğinde ekrana dönmeden önce kalkıp birkaç adım atmak, pencereden dışarı bakmak ya da elinizi yüzünüzü yıkamak geçişi yumuşatabilir.
Bedene odaklanmak ne zaman yavaşlatılır?
Beden üzerine çalışmak herkes için aynı tempoda ilerlemez. Bazı kişilerde bedene dikkat vermek kaygıyı önce artırabilir: Kalp atışına kulak vermek onu daha hızlı atıyormuş gibi hissettirebilir, nefesi izlemek nefesi zorlaştırabilir. Böyle bir durumda 'Nefesinize odaklanın' demek yerine 'Odada gözünüze çarpan üç şeyi söyler misiniz?' gibi bir soru daha iyi gelebilir. Geçmişte zor deneyimler yaşamış biri için bedene yönelmek rahatsız edici anıları yaklaştırabilir. O zaman yön değiştirilir; dikkat bedenin içinden odaya, seslere ve renklere, yani dış dayanaklara alınır ya da konu bir süre başka bir yerden çalışılır. Bu yavaşlama bir geri adım değil, bedenin ritmine gösterilen özendir. Terapist sorar; ne kadar yaklaşacağınıza siz karar verirsiniz ve 'Şu an buna devam etmek istemiyorum' cümlesi her an kurulabilir.
Online formatın beden açısından yetmediği dönemler de olabilir. Bedenin yoğun biçimde alarma geçtiği ya da seans sırasında kendinizden uzaklaşmış, kopmuş gibi hissettiğiniz zamanlarda aynı odada bulunmak daha sağlam bir zemin sunabilir. Seansın sonunda ne konuşulduğunu hatırlayamamak ya da ekrana bakarken bir noktaya takılıp kalmak da bu konuşmayı başlatmak için yeterli işaretlerdir. Bu durumda Antalya'da yüz yüze görüşmeye geçmek ya da iki formatı dönem dönem birleştirmek birlikte değerlendirilir. Online ve yüz yüze görüşme aynı klinik çerçeveyle yürüdüğü için bu geçiş süreci bölmez, yalnızca ona daha uygun bir yer arar. Yeni başlayan ya da açıklanamayan bedensel belirtilerin, örneğin göğüs ağrısı ya da nefes darlığının, önce bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir; terapi bu değerlendirmenin yerini tutmaz.
Özet
Ekran bedenin bir kısmını kadrajın dışında bırakır; ama fark edilen ve söze dökülen beden seansın içinde kalır. Nefes, omuzlar, karın ve ayaklar arasında küçük duraklar kurmak, online görüşmeyi daha canlı bir temasa açabilir ve bu duraklar zamanla kendiliğinden oturur. İlk görüşmede Klinik Psikolog Nesibe Dinç ile online mı yoksa Antalya'da yüz yüze mi çalışmak istediğinizi ve bedenin bu sürece nasıl katılacağını konuşabilirsiniz.
Bu yazı klinik değerlendirmenin yerine geçmez. Yoğun zorlanma sürdüğünde ilk görüşme için iletişime geçmek önerilir; akut kriz durumlarında 112 ya da yakın bir sağlık kuruluşuna başvurmak uygundur.
Sıkça Sorulan Sorular
- Online terapide beden dili anlaşılır mı?
- Kısmen anlaşılır. Yüz ifadesi, ses tonu, nefes ve omuzların hareketi ekranda görülebilir; eller, bacaklar ve oturuş değişimleri ise çoğunlukla kadraj dışında kalır. Bu yüzden online seanslarda terapist bedensel deneyimi daha sık sorar ve danışanın fark ettiklerini söze dökmesi önem kazanır. Kamerayı biraz uzaklaştırmak da görünen alanı genişletir.
- Terapist neden 'bedeninizde ne hissediyorsunuz' diye soruyor?
- Bu soru, anlatılan hikâyeden o anki deneyime dönmeye yardım etmek için sorulur. Duygu sıklıkla kelimelerden önce bedende belirir; çenede bir sıkılık ya da midede bir düğüm, henüz adı konmamış bir duygunun ilk işareti olabilir. Doğru bir cevap beklenmez, 'bilmiyorum' demek de değerli bir başlangıçtır.
- Ekran üzerinden duygu paylaşmak zor gelirse ne yapabilirim?
- Bu zorluğu seansta dile getirmek iyi bir ilk adımdır; ekranın mesafe yarattığı hissi pek çok kişi yaşar. Kamera ve oturma düzenini değiştirmek, seans öncesine kısa bir beden molası eklemek ya da konuşmanın temposunu yavaşlatmak denenebilir. Zorluk sürerse yüz yüze görüşme seçeneği süreç içinde birlikte değerlendirilebilir.